13 Şubat 2012 Pazartesi

Lemis in Cambodia VIII


11.2.2012
Lemis'in saçlarıyla bungalowun samanları aynı renk, Ayşegül  bu pozu yakalamak için elinde kamera beklemiş sabah kalkınca Lemis çıksın da baksın diye.
 


Yanımda kıpır kıpır biri, Ayşegül yok. Sabahın körü, Lemis uyanıyor, Ayşegül de terasta hamak keyfi yapıyor. 

Ben de uykumdan böyle kalkıyorum, yaklaşmayın bana!

Denizde çıt yok. Düm düz. 30 saniye yağmur yağıyor, bulut var ve tam yürümelik bir gün. Biz kahvaltımızı yapmadan önce eşyalarımızı toparlıyoruz, Ayşegül artık profesyonel çanta toparlayıcı, ben terası düzeltirken çantalar hazır. Benim görevim çanta kapamaydı, onu da kendisi yapıyor artık.
Cambodian style kahve. zift gibi .



Kahvaltıda yine baget ve yumurta var. Oturuyoruz, biraz okuduğum kitabı anlatıyorum ve teknemizi bekliyoruz. Tam tekne geliyor, bahçeye gidiverdim ve “dragonfruit” köklerinden bir tane aldım. Kaktüse benziyorlar, nasıl meyve veriyor, çok merak ediyorum.








Teknemize biniyoruz ve çıkıyoruz yolculuğa. Deniz düz ve temiz görünüyor. Bodrumdaki akvaryum koyu gibi. Türkuaz cam gibi su, beyaz sahil, Hindistan ceviz ağaçları da sahilde kıyıda büyümüş, rüya gibi bir yer. 

Biz de tekneye binmişiz ve şehre, sonra uçağa, İstanbula gideceğiz. Tekrar geri dönme şansımızın olması ne kadar güzel bir duygu. Baybay ada. 





Bora iskelede bekliyor ve bizi minibüse bindiriyor. Yollar çok delik deşik, tuktuk, moto, kamyon, her şey bu yollarda. Adam motorsiklein arkasına bir kafes yaptırmış, kafes 1x2 metre, yükseklik de belki bir metre, içine de bir domuz koymuş. Motorda da iki kişi oturuyor. Domuz en az 1x2 metre ve yüksekliği de belki bir metre. Sıkıştırmışlar hayvanı içine, ve motorla gezdiriyorlar. 


Boranın ofisine getirildik, eşyaları oraya bıraktık ve otel arayışına geçtik. İlk sorduğumuz yer “monkey republic”, orda yer var, ama biz başka yerlere de bakalım dedik, boşuna dolaştık ve yer bulamadık. Monkey de on dolara oda, bahçe içinde ve gaye keyifli. Odadan internet çekmiyor, ama bar “ekşın” dolu. Ucuz khmer yemekleri yapan bir restoran vardı sahilde, ona gidememiştik son sefer. Aşırı yavaşlar. Bir buçuk saatimiz orada geçti. Benim baracuda BBQ fiyatına göreydi, Ayşegülün çorbası da hazır çorbaların aynısıydı. MNG pislikli çorba. İçindeki en sağlıklı şey karıncalarıydı bence.
Dondurmamızı hak ettik. Boranın ofisine gittik. Vitamin Bar diye bir küçük ve güzel pastane/smoothiesci açmış. Yanında Sakıp diye bir arkadaş, dalgıç okulunu o işletecek. Biraz sonra iki türk daha geliyor, biri İbrahim, emekli petshop cu, istanbuldan, ve yanında başka bir arkadaşı. Evi varmış, methan gazı üretimi yapıp evine enerji üretecekmiş. Bok ile. Atıkları toplayıp çürütünce gaz oluşur. Bu gazı da bir boruyla istediğin yere götür ve yak. Köydekilere de anlarıyormuş, yakında köyde herkes enerjisini kendisi üretecekmiş.
Biraz sonra ayrılıyorlar. Boranın yeni aşçısının Kamboçyalı karısının bebeği olmuş, İtalyan Luca, onu ziyarete gidecekmişiz, hem de yemek yaparız, otururuz.
Bora alışverişe gidiyor, benden de domain almamı istiyor. www.cambodiadive.com ve www.Kohrongdive.com  ı alıyorum onun için, bu arada da maillerime bakıyorum. Ne kadar mail gelmiş! Hiç girişmek istemiyorum, artık yarın bakarım onlara. Şöyle bir göz gezdirdim, en önemlilerine cevap yazıverdim, ayrı konu.
Ayşegül odaya gidip geliyor, Lemis de çok acıkmış. Ben blogun ilk iki gününü internete koyuyorum. Fotoğrafları yüklemek güç ya, bu yüzden fotoları yükledikçe koyuyorum bloga. Zaten az gün kaldı, haftaya istanbulda oluruz, bloga belki ara veririm, belki de devam ederim, henüz bilmiyorum. Hayatımız film gibi maşallah.
Bora geliyor ve bizi kayınpederin tuktukuna bindiriyor. Evet, Nach ın babası tuktukcu. Şehrin arka sokaklarına giriyoruz, yerler asfalt değil, çatlak çatlak toprak yolu, çukurlar da kocaman. Mahalle içine giriyoruz. Luca nın evi büyük, bahçesi beton ama mutfak devasa. Kocaman sanayi fırın duruyor mutfakta, ekmek fırını! Taze yapılmış ekmekler, İtalyan salamları, jambon, kaşar ve parmesan peyniri. Salata, Balsamico, … fırını bir açıyor, kuzu budu!

küçük dobermanlar

Nar gibi pişiyor bacak. Salata falan yıkıyorum, sonra bahçeye oturuyoruz. Nach ın babası, amcası ve iki kuzeni de yanımızdalar. 


Kuzenler Türkçe öğrenmişler, küfür de biliyorlar, anlamını ama öğretmemiş Bora. Eşşoğleşek ne demek diye soruyorlar, benden cevap alamıyorlar ama. Nach ın 3 ablası ve 3 erkek kardeşi varmış. Babası da büyük bir sülale, annesi de. Bu arada da devlet üçüz doğuranlara da özel hediyeler, beslenme, büyütme katkıları, okul destekleri veriyormuş. Toplam 26 üçüz varmış Kamboçyada. Bana az geldi, ama burada kimse suni dölleme yapmıyordur herhalde. O hastanelerden burada yoktur, Türkiyeye gelmek lazım onun için, üç çocuk muhabbeti. Gereksiz ve kontrol edilmemiş bilgi bu, ama neyse.
"Bacak geliyor! bacak geliyor" diye bağıran kızımız var, ve O but geliyor, tadı damağımda. Keşke bunca kanape, taze ekmekten yapılmış jambonlu, peynirli İtalyan salamlı sandwich yemeseydim, keşke şu lakerda dan üç parça yemeseydim, hele o  fırından yeni çıkmış susamlı sıcacık ekmek var ya, onu, o büyük dilimini yemeseydim, butun hakkını tam verirdim. Butun en az bir kilosu kalıyor sofrada, ama ziyan olmayacağından eminim.
görgü kuralları? nerede!

Bora bize Khmer kültürü hakkında ilginç hikayeler anlatıyor. Mesela evde, ya da her hangi bir yerde bir insan ölürse(doğal ölümden bahsediyor, katliam falan değil yani)o yer şanslı olurmuş, uğurlu olurmuş.. Bir hamile kadın sancılarıyla binmiş Boranın teknesine, tam rıhtıma yanaşacak kadın doğum yapmış teknesine. “İlk doğumumu orada gördüm” dedi Bora, yardımcı olan iki kadın hamileyi teknede doğurtuyorlar. Doğar doğmaz kadın tüm rıhtımdan ve çevreden fena azar iştiyor, herkes kızıyor. Neden? Doğum da uğursuzluk getirirmiş o yere de ondan. O tekne bir hafta sonra batmış. Şaka değil. Batma olayını da anlatalım: Nach bu olaydan sonra, teknenin son yolculuğundan önce bir rüya görüyor. Rüyasında bir sürü yabancı denizin üstünde yürüyorlarmış, “ne yapıyorsunuz, gelin kıyıya” demiş, onlar da “keyfimiz gıcır, geliriz sahile” demişler. Herkes gülüyormuş bu arada. Nitekim öyle olmuş. Bora bu tekneyi aylık kiralıyormuş bir yerden. Tekneyi kiralarken de arkadaşı “bu tekne batar” demiş. “yüz kişi taşımaz” demiş. “Neden batsın oğlum, biz ne zaman yüz kişi taşırız ki, maksimum 40 kişilik köyde yaşıyoruz zaten” demiş. Tekneyi bir günlüğüne başka bir kişi kiralamış, DJ falan koymuşlar, party boat olarak turlamakmış planları. Doksanaltı! 96 kişiyi doldurmuşlar tekneye, bu tekne de biraz açıldıktan sonra, cup, devrilmiş, motor da sudan çıkmayınca etrafında dönmüş. 96 kişi sulara dökülmüş. Bu arada tuvaletleri yeni tamir etmişlermiş, can yeleklerini teknenin altına koymuşlar, kimse ulaşamasın diye. Yüzme bilmeyen kaptanın karısının yerine genç başka bir çocuk gelmiş o gün, hiç kocasını yalnız bırakmayan kadın evinde pilav pişirirken kocası devrilen ve batan teknesinin içinde şoka giriyor ve o yeni eleman kaptanın dümene sımsıkı sarılmış ellerini dümeninden söküyor ve batan tekneden uzaklaştırıyor. Teknenin tek can yeleğini kaptanına giydiriyor bizim o delikanlı. Bu arada 96 kişi de sulara döküldüğü halde kimse ağır yara almıyor, bayılan falan da yok. Şans eseri etrafta olan balıkçı tekneleri var, 96 kişiyi toplaya toplaya sahile götürüyorlar. Bir Laptop(DJ in) ve bir fotoğraf kamerası kayboluyor, onun dışında kimse boğulmuyor, kimse ağır yaralanmıyor ve kimse de polise gidip şikayetçi olmuyor. Ne bal ama? Tekne Boranın değil, kabak başında patlamıyor, ama doğum pek de uğurlu gelmedi tekneye, değilmi?
Lemis bu arada evin bebek köpekleriyle arkadaşlık kuruyor, uyku sersemi başta minik Doberman köpeğinden korksa da hemen kovalayan kendisi oluyor.
Et ve bira mayıştırıyor. Boranın kayınpederi bizi “taksisiyle” evimize götürüyor, bir güzel duş, ve cup yatak. (ve Blog)
Lemis Nuch'ın sokak terliklerini giymiş dolanıyor. Sokak terlikleri bizim evde giyilen pofidik terlikler.


12.2.2012

Lemis ve Ayşegül alışverişe, ben de uykuma devam. Sabah mango ananas kahvaltısı yaptık. 


Bangkok’taki otelimizi ayarlamadık henüz. Ramada, gibi 5 yıldızlılara bakıyoruz, tatil bitiminde biraz lüküs yapalım diye, ama bu oteller de ya çok merkezi değil, yada çok pahalı. 30 dolara Agodadan süper indirimli bir üç yıldız buluyoruz, çok merkezi ve kahvaltılı. Kardeşim Levent de bize Agodadan 25 dolarlık indirim çeki veriyor, ve yerimiz hazır.
Boranın ofisindeyiz. Müşteriler girip çıkıyor, herkes yer soruyor, bunlar da yer yok diye geri gönderiyorlar. Hızlı bir şekilde kapasite artırması gerekiyor aslında, ama bu işle uğraşacak adam bulamıyor.
Öğlene kadar Ofiste zamanımızı geçiriyoruz, Lemise hamburgerciden hamburger ve sweet potato alıyoruz ve o sweet potato şişimizi de indiriyoruz.
Nach ve Borayla vedalaşıyoruz, adaya gidiyorlar. İbrahim abi de onlarla birlikte. Geride Boranın arkadaşı ve belki yeni iş ortağı Levent kalıyor, o da Koh Thmei adasına yerleşmek istiyor, ama önce bir bakacak, rüya gibi bir ada mı değil mi diye.
Denize gitme vakti. Kışa girmeden son denizimize girelim. Coco Shack Beach Bar’a yayılıyoruz ve internetimizi kullanıyoruz. Blog için resim yüklemek gerçekten güç ve aşırı yavaş.
Deniz alıştığımız gibi değil, dalgalı ve yosunlu ve bulanık. Pek yüzesim yok bu suda.
Sübye satan kadından bir sürü sübye alıyoruz, Lemis bayılıyor bunlara. İyi pişirince gerçekten lezzetli oluyorlar. 



Otelimize döndük, ben de fotoğraf yüklemeye devam ediyorum.

Akşam yemeğimizi Boranın bahsettiği çorbacıda yemeye karar verdik. Lemis hemen bayıldı oraya, küçük bir oyun parkı yapmışlar restorana, Lemis bol arkadaş ediniyor ve oyun oynuyor hepsiyle, biz de çorbamızı hazırlıyoruz.

Menü müze bir bakalım, neymiş, bir seçelim:
domuz yürek, ciğer, yada domuz işkembesi? domuz pipisi de vardır.


deniz anası da var, çorbası nasıl olur acaba?


Masada bir elektrikli tencere var, içine çorbamızın suyu koyuluyor, çorba malzemesi de tek tek sipariş kağıdına yazılıyor.
soldan sağa: kırmızı elektrikli tencere, yumurta,  kurutulmuş yağda  pişirilmiş tofu, yeşillik, glassnoodle, mısır, sos, mos...

at çorbaya, pişsin.

at ağzına, afiyet olsun!

Biz domuz kulağına benzeyen bir tür mantar, başka bir mantar daha, maydanoz, lahana, mısır, isimlerini bilmediğim bir sürü yeşillik çeşitleri, bir adet yumurta ve et istiyoruz. Çok eğlenceli bir yemek yeme tarzı. Lemis oyun oynarken biz de yemek pişiriyoruz.
yemekle oynanmaz, ama eğlenilir.

sevdi çorbamızı

"domuz kulağına benzeyen mantarlı çorba"

En sonunda mısırımız da pişiyor ve damağımızda lezzet patlamaları devam ediyor.
Lemisin çok uykusu geldi, yatma saati geldi geçti çoktan. Kitapçının önünden geçerken bir iki kitap daha almak için giriyoruz. Tüm "yeni" kitaplar korsan, hemde ne kötü baskı! Başka kitapçı yok, mecbur korsan alıyorum. Loung Ung'un "First They Killed My Father" kitabın ikinci bölümü "Lucky Child", "a daughter of Cambodia reunites with the sister she left behind" ı ve bir Cambodia yakın tarih kitabı daha alıyorum. Bu ülkenin yakın tarihi çok ilgimi çekti. 

Lemis bu arada kitap karıştırıyor ve sonunda vantilatörün önüne geçip şarkı söylüyor.


Uyku saati geçince böyle şeyler olabiliyor...

Benim bilgisayarda biraz işim var, bu yüzden bara oturuyorum. Blog fotoğraflarını ve yazılarını yüklemeye devam ediyorum, bu arada banka işleri ve sosyal ağ olayı.
Zort diye elektrikler kesiliverdi. Tam fotoğrafları yüklerken sıkıcı oluyor bu, ama jeneratör çalışmaya başlıyor ve internet geri geliyor. Bangır diye beklenen yağmur iniyor anında. Çok güzel, sıcacık bir yaz yağmuru. İzlemesi de zevkli, kuru yerde oturuyorum sonuçta.
Yanıma bir Norveçli amca oturuyor, şu an memleketinde 2 ay boyunca karanlık olduğu için her sene buralara geliyormuş.
Saat bir’e geliyor, sabah erkenden yola çıkacağız. Eşyaları Ayşegül toparlamış bile, ama onun yağmur anıları benimki gibi masum cinsten değilmiş. Odanın içine yağmur giriyor, çatı akıyor, çantaları oradan oraya çekip durmuş zavallı. Küçük şelale ve göllerden kurtarmayı başarıyor. Kitabımı bitiriyorum bu gece ve uyku.

13.2.2012 Sihanoukville - Bangkok

Saati kurduğumda “4 saat sonra alarm çalacak” diyor telefonum. Ve gerçekten de uykumun ortasında uyandırıyor saatimiz bizi. Mango kahvaltısı ve ofisin yanına. Otobüs bizi saatinde alıyor, saat 7:15 ve yola çıkıyoruz? Otobüsümüzde tek kişi biziz, müşteri toplamaya bizimle başlamış. Tek tek otellere, turizm acentalarına uğramaya başlıyoruz, sonunda otobüs dolmak üzereyken bir de gara giriyoruz. Saat 8:30 ve yola çıkıyoruz sonunda.

devamı "Lemis back in Thailand" da

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder