15.1.2012 Don Det
Lemis saat 7 de kalktı. Benim midem bir garip ve bir yorgunluk da var. Gözümü açamıyorum, kalkmak istemiyorum. Yatak bu kadar kötü olmasa da kalkmam zaten. Ayşegül Lemis ile birlikte bensiz bir yürüyüşe gidip kahvaltılık bir yer arıyorlar. Kahvaltılarına yetiştim, ama iştahım yok. Uykudan kalkmama rağmen tekrar yatsam yeridir. Ama yatak da hiç çekici gelmiyor.
| devasa ağaçlar adacıkların üstünde yaşıyorlar. |
| devasa ağaçlar bilmediğimiz nedenlerden dolayı kesilmiş biçimde suda duruyorlar |
| bu ağaç çok yaşlı bir ağaçmış, gövdesine bakın! |
Adayı dolaşalım bari. Sabah erkenden kalkıp kanu kayak turuna çıkabilrisin, şelalelere ve Mekong da yaşayan ve nesli tükenmekte olan İrrawaddy yunuslarına da uğrayabilirsin. Kayak turları çok ilgimi çekiyor. Bir de tubing olayı var, şamrele oturup Mekong nehrin akıntısına bırakıp gidiyorsun. Off tam da yapılacak şeymiş bugün için. Biz yürümeye karar veriyoruz. Lemisle nasıl yaparız şamrel ile yüzme olayını, bilmediğimiz sular vs. Sonradan pişman oluyorum, çünkü çok keyifli görünüyor. 1km yürüdükten sonra bir kızartma muz yapan köylü görüyoruz. 1000 kip e alıyoruz bir poşet. Cebimden çıkıyor biraz para, ama cüzdanım şortumda kalmış. Yorgun yorgun dönüyorum bungalowa. Lemis ve Ayşegül bekliyorlar. 2 km ve yarım saat sonra cüzdanımla birlikte tekrar varıyorum yanlarına. Herkes yorgun, adanın sonuna kadar ulaşıyoruz ve bir teraslı restoran da yayılıyoruz.
| Lemis gülen yüz çiziyor. hadi artık gel deyince de "dur, ağlayan yüz çizmek istiyorum daha!" diyor. |
| Lemis ve doğal hayat |
Ben bu yılın ilk kolasını içiyorum, mideme iyi gelir diye. Biraz uyukluyorum. Lemis tamarind yiyor. Devam ediyoruz, biraz sonra da adanın sonuna, “old bridge” e geliyoruz.
| Don Det "old bridge" |
Köprü uzunca bir taş yapı. İki adayı birleştiriyor. Don Det ve Don Khon adaları. “Don” ada demek, “khon” da ne demek bilmiyorum. Don Kong national resort ayağına bizden 20şer bin istiyorlar. Kalsın. Dönüşe geçiyoruz ve bir koy da İspanyol ailenin 3 çocuğuyla tanışıveriyoruz. O küçük koyu ve arkasındaki 500m2 arsayı tam o ara satın alıyorlarmış. 10.000 dolar. Adanın büyükbaşları burada. Hararetli bir şekilde konuşuyorlar.
Sahilin kıyıya kadar 8 metresi de arsa sahibinin kullanımına açıkmış, yani bungalow da yapabilir suyun dibine. Mantıklı yatırım, 90 yıllığına satın almış oluyorlar. Laos ortağı olmasını şart koşuyorlar ama. Bir 10.000 dolar daha harcayıp bungalowlar yaparsın ve al sana geçim kaynağı ve hayatın sonuna kadar uğraşı. Kolay.
İspanyol çiftin çocukları oranın yerli çocuklarıyla kayakla yarış yapıyorlar ve çok eğleniyorlar. En küçükleri de Lemis den biraz büyük, suya zıplıyor çıkıyor. İmreniyorum biraz. İki saate yakın sahilde oturduk, sonunda dayanamadım ve ben de suya zıpladım. Akıntı gerçekten güçlü. Keşke şamrelle çıksaydık, ne eğlenirdik ama. Lemis çamur içinde ve çok ama çok yorulmuş. Biz de bitikiz artık. Odamıza dönüyoruz ve Lemisi bir güzel yıkıyoruz soğuk suyla. Hiç şikayet etmeye hakkı yok, kendisi de biliyor ve bu yüzden duşun tadını çıkarıyor.
Akşam yemeğini bizim restoranda yedik. Büyük bira Ayşegüle, bana da soda. Sonra da Lemisi uyutup interneti sömürdük. Pek geçe kalmadan da yattık.
16.1.2012 Don Det - Ban Nakasang - Kampong Cham
16.1.2012 Don Det - Ban Nakasang - Kampong Cham
Zor bir yolculuk.
Kamboçya otobüsleri zordur deniliyor, Laos fena değildi, macerayı severiz. Kamboçya da o kadar da olmaz dedik. yollar Laos kadar bozuk olmasa da, dakiklik değil, saatlik yok.
Erken saatte otobüse yetişmemiz lazım. Ban Nakasang - Kampong Cham için biletlerimizi 22 dolardan 19.50 ye indirdik ve biletimizi tur acentasından aldık. ("öbür acentalar klimasız otobüs satıyor, bizimki klimalı" geyiklere kanmadık, ama acenta dan almak iyidir...)Aman Guesthouse lardan almayın, kazık yersiniz ve yarı yolda (tercihen sınırda, in cin top oynadığı yerde) kala kalırsınız. Sabahın köründe, 7 gibi hazırdık. Sabah 8 de teknelerle Don Det ten Ban Nakasang a geçeceğiz. Saat 9 gibi teknelere bindirdiler. 50 kişi sahilde bekliyor. teknelere bindirmek de 15 dakika aldı çünkü biletleri kontrol ediyorlar, nereye gidiyorsun, hangi şirketten aldın, sanki bir şey fark edecek, herkes karşı kıyıya, Ban Nakasang a gidiyor sonuçta, başlangıç olarak. Bileti olmayan bir arkadaşımız tüm "kontrollere" rağmen bedavadan servisden yararlandı, ruhları duymadı.
teknemiz su almaya başladı ve batmak üzereydi. 15 kişi, ve bir ton çanta. kovayla su atmaya başladım, yoksa çantalar ıslanacaktı ve biz de yüzmeye başlayabilecektik. Aklınızda bulunsun: tekneye binince çantalarınızı başka kişilerin çantaların üstüne koyun, ağlayan siz olmayın ;)
tekne vardı sahile, çantalar indi, ağlayan ağladı. otobüs beklemeye başlamadan önce aldığımız biletleri "gerçek" bilete çevirttiler. Kaos, karmaşa. iki acenta varmış topu topuna. herkes aynı malı satıyor. Bileti kesilen, parasını ödeyen ama "gerçek" bilete çevirtemeyen bir kişi çıktı tabiki. Bir şekil halletti kız, ama karmaşa işte. Bizim biletimizi de 3 kere kestiler, her seferinde ya tarih yazmıyor, ya fiyat yazmıyor, yada gidilecek yer yazmıyor.
Bir adam çıkıyor piyasaya, 25 dolarlık vizelerinizi hallederim, 5 dolarlık Laos çıkış damganızı alırım, hepsi 35 dolara.Herkes veriyor parayı, parayı vermekle de kalmıyorlar, pasaportları da veriyorlar. Bu arada ikinci otobüs saat 11 gibi yola çıktı bile. Bizim saat 9 otobüsümüz ancak saat 11 buçuk gibi topladı bizi.
Sınır yarım saat. Bangkok Kamboçya konsolosluğundan vizemizi almıştık zaten. Türkiye pasaportuna kapıdan alabiliyoruz aslında, ama Laos için almışken Kamboçya ya da alıverdik önceden. Hem 3 aylık vize veriyorlarr, sınır kapısında ancak bir aylık veriyorlar. 25 dolarlık vize bir kere 20 dolar. 5 dolarlık çıkış parasını da yarım dolar değerinde Laos KİP paramızla ödüyoruz(Kip lerden kurtuluyorum). 15 dolar kişi başı cepte.
Laos dan çıkış için para istemesi abzürt, ama corruption hat safha işte. paralar anında kırışılıyor. gümrük memurları iyi topluyor, maşallah.
Kamboçya da topluyor tabiki. 1 dolar "ateş ölçme " parası. hastaysan giremezsin. benim ateşim 35 çıkıyor, Ayşegül 37 derece. Lemisi adamdan saymıyorlar. 2 dolar lütfen. biz işlemlerimizi hallediyoruz Laos dan Kamboçyaya yürüyoruz ve beklemeye başlıyoruz. Öteki otobüs de orada bekliyor. Neden acaba?!
İşlemler bittikten sonra, ve pasaportlar da dağıtıldıktan sonra herkes otobüsde beklemeye başlıyor. Otobüs full dolu. Öteki otobüs de dolu. bir saat anlamsızca bekledikten sonra tekrar biletler kontrol ediliyor. nereye gidiyorsunuz sorusuna 15 kere cevap veriyoruz. Çantalar otobüsde, her şey hazır neden bekliyoruz acaba? tüm otobüsler aynı rotadan gidiyor aslında: Kompong Cham üzerinden Siem Reap ve Phnom Phen e ayrılıyor. Ayşegül yanlış otobüse binmeyelim fobisiyle tüm muavinlere defalarca gideceğimiz yeri açıklıyor, aman yanlış yere gitmeyelim diye. Biz Kompong Cham da ineceğiz, yanlış binmiş olsak da Siem Reape, yada Phnom Phene gideriz, o da uyar. 1 saatten fazla durduktan sonra bizim otobüsümüzden insanlar indiriliyor ve öteki otobüse yollanıyor. tüm çantalar oradan oraya. Yine bekleme...
Yarım saat sonra tekrar bir anons. Ayşegül gideceğimiz yeri söylüyor ve muavin o ara bizim öteki otobüse binmemize karar veriyor. Tekrar çantalar oradan oraya. Oturduğumuz klimalı otobüs bizim Laoslu "pirinç tarlasında çalışırken kafama güneş geçmesin" şapkamızla birlikte çıkıyor yola. Bizim otobüs dandık külüstür klimasız bir şey. Belli ki muavin kafasına göre bizi bu otobüse yollamış, böylece bizden kurtuldu neticede. Otobüsümüzün önünde 50 tane backpack ve iki bisiklet. nasıl sığdıracak? 45 dakika geçiyor ve bisikletler haricinde herşey bindiriliyor. bisikletlere yer olmadığı için "sorry", kamboçya sınırlarına bisiklet sokamazsınız geyikleri anlatılıyor. sınırdan geçmişsin, ne diyorsun diye çıkışıyorum, ama sonuç olarak bizim yufka yürekli avrupalılar boyun eğiyorlar ve güzelim bisikletleri sınırda bırakiyorlar. Bileti alırken sormuştuk falan söyleniyorlar, ama pek de uğraşmıyorlar.
beklemeye devam. her şey toplandı, herkes otobüsün içinde oturuyor. Motor çalışıyor. Neden hala duruyoruz? 10 dakika sonra 4 isveçli daha geliyor, koridora oturtuyorlar bunları. ve bir saat daha bekliyoruz. Ben şoför koltuğuna oturuyorum ve artık kendim kullanayım bari derken geliyor şoför ve gidiyoruz. Neden bir saat boyunca çalışan motorla güneşin altında bekledik bilmiyorum. Herifi dövmek geliyor içimden.
Yarım saat sonra ilk molamızı veriyoruz! Neden? sınırda binlerce satıcı vardı, ne molası bu, ve kaç saat gecikme var!
Moladan bir saat sonra kaptanımız yolun ortasında duruyor ve kenara işiyor bu seferde.
Kratie ye varıyoruz ve birkaç yabancı iniyor, bir kaç yeni kişi biniyor. Bu arada otogara girmeden kenarda kaptanımız da ayrılıyor, gardan çıkana kadar muavin kullanıyor, vitesi değiştiremediği için üçüncü vitesde kalkıyor, az kalsın motora binmiş 4 kişilik aileyi de eziyor ve az sonra karşıdan gelen arabanın yolunu kesiyor ve kıl payı kazadan kurtarıyor. Kaptanımız koşa koşa harekette olan otobüse atlıyor ve hareket halinde olan full otobüsde durmadan şoför değişikliği yapılıyor. Kaybedilen zamanı böyle mi telafi etmeye çalışıyorlar acaba?
Şehirin içinden geçerken nehirdeki İrrawaddy yunusları çok kısa da olsa görebiliyoruz. oleey
Kazasız belasız Kompong Cham a geç bir saatte varıyoruz. Lemis yine sonuna kadar dayandı, son yarım saatte artık çıldırmaya başlasa da, insanlardan gelen tepki çok destekleyici ve hayret dolu oldu. İyi dayandı bu yolculuğa diyordu herkes. Yine tüm otobüsü eğlendirdik.
Kompang Cham güzel bir nehir kenarı kasabası, ama pek de görülecek şeyi yok. otellerin güzelleri dolu, zaten tek bir adam akıllı otel var, o da Hotel Mekong. fiyatları 8 dolar ve üstü. Boş odası olan guesthouse lar da berbat. Kerhane kılıklı bir yerde kalıyoruz bu seferde. fiyat 6 dolar. sabah ekenden çıkacağız ve Siem Reap e gideceğiz.
Güzel bir restoran buluyoruz. işletmecisi yabancı, yemekleri gayet güzel ve gerçek bir restorana benziyor! Açlıktan ölmek üzereymişiz, birayla fıstık gelince fıstıklara saldırıyoruz.
Kamboçya Laos a on basar, yolculuk zor geçmiş olsada.
17.1.2012 Kampong Cham - Siem Reap
Çok erkenden kalkıp biletlerimizi alıyoruz. Saat 7:30 otobüsüne biletimiz cepte, müsli midede ve Lemisin ağzında da omletle koşa koşa gara gidiyoruz. Biletimizi 5 dolara aldık. garda 25 cent daha ucuz, bu yüzden pek de kasmaya gerek yok, oteller satıyor biletleri.
Sadece 20 dakikalık gecikmeyle yola çıkıyoruz.
Yine kasabalardan geçiyoruz, evler, ormanlar, tarlalar... Evler genellikle kazık üzerine kurulmuş, sellere karşı önlem alınmış.
Bu arada Lemis bol bol fotoğraf çekiyor. self portreleri de var, gayet deneysel takılıyor kendisi. Sanatçı ruhu var işte...
Mola veriyoruz, bizim kahvaltımız doyurucuydu, bu yüzden sadece ananas alıyoruz yolda. Balda kızartılmış Tarantula ve çekirgelere pek iştahımız yok.
Kocaman Pomelolar da satılıyor, devasa boyuttalar hepsi.
Yolumuz sancısız geçiyor. Saat 14:30 da otogara vardık. Heryerimizi tuktuk lar sarıyor anında. you need Tuktuk? 2 dolara götürenn var, bir dolardan götüren var, sonra bir de bedavadan götürenler çıkıyor. Fena kızışmış tuktuk pazarı. Bizim Lonely Planet ten seçtiğmiz bir iki guesthouse var, oraya götürtüyoruz şoförümüze. Tuktuklar bedavadan götürmeye razılar, ertesi gün Angkor Wat ı gezmek için mecbur ya Tuktuk, yada bisiklet kiralayacaksın. small tur 12 Dolar, big tur 15 Dolar. Bizi götüren tuktukcuya önceden OK desek de sonradan Hostelde çalışan resepsyonistin abisinin de vasıtası olduğunu öğreniyoruz ve bizi getiren adamı telefonla arayarak iptal ediyoruz.
Red Lodge diye bir guesthouse a yerleşiyoruz. Lonely Planet önerisi. Bu rehbere giren herkes bir salıyor bir bozuyorki, felaket. ilk bakışta güzel görünsede sürekli LP rehberli insanlar gelip oda soruyorlar. Odalar hep dolu olunca da (temiz kirli fark etmez) geliştirmeyi kesiveriyorlar.
iki gece kalmak istiyoruz ve birinci günün parasını ödüyoruz. 8 dolar deniliyor bize. Biraz sonra başkasına da aynı tarz odayı 7 dolara satıyor. Müşteriye karşı çok hoş bir durum değil.
Neyse. Biz Siem Reap i geziyoruz. Şehrin kendisinde pek bir olay yok. bol bol turist, barlar ve restoranlar uygun ve iyi. Sevdik bu şehiri.
Bara gidiyoruz, biramızı içiyoruz. bizim bira 50 cent, Lemisin sodası bir dolar.
Pazarı var, bol hatıralık ıvır zıvır ve balık, et, meyve de bulunuyor.
Restoranlar güzel, ama biz sokakta kurulan yemekçileri tercih ediyoruz. Amok diye bir yemek var, pilav üstü kuşbaşı, yanında sos. Bir daha yemesem olur. Ben de Lok Lak istiyorum. Balıklı pilav. Bir de hindistancevizi. içinde bir litre su var, yemek gelene kadar zaten doyuruyor. Lemis tavuk ve patates kızartmasını tercih ediyor yine.
Gönül gece hayatına akmak istiyor, ama sabah saat beş de şoförümüz alacak bizi ve Angkor Wat ın güneş doğuşunu izliyeceğiz. Güneşin doğuşu! sabahın köründe!
Geçe kalmadan otelimize dönüp uyuyoruz.
Kamboçya otobüsleri zordur deniliyor, Laos fena değildi, macerayı severiz. Kamboçya da o kadar da olmaz dedik. yollar Laos kadar bozuk olmasa da, dakiklik değil, saatlik yok.
Erken saatte otobüse yetişmemiz lazım. Ban Nakasang - Kampong Cham için biletlerimizi 22 dolardan 19.50 ye indirdik ve biletimizi tur acentasından aldık. ("öbür acentalar klimasız otobüs satıyor, bizimki klimalı" geyiklere kanmadık, ama acenta dan almak iyidir...)Aman Guesthouse lardan almayın, kazık yersiniz ve yarı yolda (tercihen sınırda, in cin top oynadığı yerde) kala kalırsınız. Sabahın köründe, 7 gibi hazırdık. Sabah 8 de teknelerle Don Det ten Ban Nakasang a geçeceğiz. Saat 9 gibi teknelere bindirdiler. 50 kişi sahilde bekliyor. teknelere bindirmek de 15 dakika aldı çünkü biletleri kontrol ediyorlar, nereye gidiyorsun, hangi şirketten aldın, sanki bir şey fark edecek, herkes karşı kıyıya, Ban Nakasang a gidiyor sonuçta, başlangıç olarak. Bileti olmayan bir arkadaşımız tüm "kontrollere" rağmen bedavadan servisden yararlandı, ruhları duymadı.
| otobüs beklerken |
teknemiz su almaya başladı ve batmak üzereydi. 15 kişi, ve bir ton çanta. kovayla su atmaya başladım, yoksa çantalar ıslanacaktı ve biz de yüzmeye başlayabilecektik. Aklınızda bulunsun: tekneye binince çantalarınızı başka kişilerin çantaların üstüne koyun, ağlayan siz olmayın ;)
tekne vardı sahile, çantalar indi, ağlayan ağladı. otobüs beklemeye başlamadan önce aldığımız biletleri "gerçek" bilete çevirttiler. Kaos, karmaşa. iki acenta varmış topu topuna. herkes aynı malı satıyor. Bileti kesilen, parasını ödeyen ama "gerçek" bilete çevirtemeyen bir kişi çıktı tabiki. Bir şekil halletti kız, ama karmaşa işte. Bizim biletimizi de 3 kere kestiler, her seferinde ya tarih yazmıyor, ya fiyat yazmıyor, yada gidilecek yer yazmıyor.
| plastik poşetin içi pasaportlarla doldu. |
Bir adam çıkıyor piyasaya, 25 dolarlık vizelerinizi hallederim, 5 dolarlık Laos çıkış damganızı alırım, hepsi 35 dolara.Herkes veriyor parayı, parayı vermekle de kalmıyorlar, pasaportları da veriyorlar. Bu arada ikinci otobüs saat 11 gibi yola çıktı bile. Bizim saat 9 otobüsümüz ancak saat 11 buçuk gibi topladı bizi.
Sınır yarım saat. Bangkok Kamboçya konsolosluğundan vizemizi almıştık zaten. Türkiye pasaportuna kapıdan alabiliyoruz aslında, ama Laos için almışken Kamboçya ya da alıverdik önceden. Hem 3 aylık vize veriyorlarr, sınır kapısında ancak bir aylık veriyorlar. 25 dolarlık vize bir kere 20 dolar. 5 dolarlık çıkış parasını da yarım dolar değerinde Laos KİP paramızla ödüyoruz(Kip lerden kurtuluyorum). 15 dolar kişi başı cepte.
Laos dan çıkış için para istemesi abzürt, ama corruption hat safha işte. paralar anında kırışılıyor. gümrük memurları iyi topluyor, maşallah.
Kamboçya da topluyor tabiki. 1 dolar "ateş ölçme " parası. hastaysan giremezsin. benim ateşim 35 çıkıyor, Ayşegül 37 derece. Lemisi adamdan saymıyorlar. 2 dolar lütfen. biz işlemlerimizi hallediyoruz Laos dan Kamboçyaya yürüyoruz ve beklemeye başlıyoruz. Öteki otobüs de orada bekliyor. Neden acaba?!
| Lemis kendi kendine otobüsde oyalanırken |
| bununla gidiyorduk aslında |
İşlemler bittikten sonra, ve pasaportlar da dağıtıldıktan sonra herkes otobüsde beklemeye başlıyor. Otobüs full dolu. Öteki otobüs de dolu. bir saat anlamsızca bekledikten sonra tekrar biletler kontrol ediliyor. nereye gidiyorsunuz sorusuna 15 kere cevap veriyoruz. Çantalar otobüsde, her şey hazır neden bekliyoruz acaba? tüm otobüsler aynı rotadan gidiyor aslında: Kompong Cham üzerinden Siem Reap ve Phnom Phen e ayrılıyor. Ayşegül yanlış otobüse binmeyelim fobisiyle tüm muavinlere defalarca gideceğimiz yeri açıklıyor, aman yanlış yere gitmeyelim diye. Biz Kompong Cham da ineceğiz, yanlış binmiş olsak da Siem Reape, yada Phnom Phene gideriz, o da uyar. 1 saatten fazla durduktan sonra bizim otobüsümüzden insanlar indiriliyor ve öteki otobüse yollanıyor. tüm çantalar oradan oraya. Yine bekleme...
Yarım saat sonra tekrar bir anons. Ayşegül gideceğimiz yeri söylüyor ve muavin o ara bizim öteki otobüse binmemize karar veriyor. Tekrar çantalar oradan oraya. Oturduğumuz klimalı otobüs bizim Laoslu "pirinç tarlasında çalışırken kafama güneş geçmesin" şapkamızla birlikte çıkıyor yola. Bizim otobüs dandık külüstür klimasız bir şey. Belli ki muavin kafasına göre bizi bu otobüse yollamış, böylece bizden kurtuldu neticede. Otobüsümüzün önünde 50 tane backpack ve iki bisiklet. nasıl sığdıracak? 45 dakika geçiyor ve bisikletler haricinde herşey bindiriliyor. bisikletlere yer olmadığı için "sorry", kamboçya sınırlarına bisiklet sokamazsınız geyikleri anlatılıyor. sınırdan geçmişsin, ne diyorsun diye çıkışıyorum, ama sonuç olarak bizim yufka yürekli avrupalılar boyun eğiyorlar ve güzelim bisikletleri sınırda bırakiyorlar. Bileti alırken sormuştuk falan söyleniyorlar, ama pek de uğraşmıyorlar.
| sınır kapısı sabah 8 den akşam 5 e kadar açık. |
beklemeye devam. her şey toplandı, herkes otobüsün içinde oturuyor. Motor çalışıyor. Neden hala duruyoruz? 10 dakika sonra 4 isveçli daha geliyor, koridora oturtuyorlar bunları. ve bir saat daha bekliyoruz. Ben şoför koltuğuna oturuyorum ve artık kendim kullanayım bari derken geliyor şoför ve gidiyoruz. Neden bir saat boyunca çalışan motorla güneşin altında bekledik bilmiyorum. Herifi dövmek geliyor içimden.
Yarım saat sonra ilk molamızı veriyoruz! Neden? sınırda binlerce satıcı vardı, ne molası bu, ve kaç saat gecikme var!
Moladan bir saat sonra kaptanımız yolun ortasında duruyor ve kenara işiyor bu seferde.
Kratie ye varıyoruz ve birkaç yabancı iniyor, bir kaç yeni kişi biniyor. Bu arada otogara girmeden kenarda kaptanımız da ayrılıyor, gardan çıkana kadar muavin kullanıyor, vitesi değiştiremediği için üçüncü vitesde kalkıyor, az kalsın motora binmiş 4 kişilik aileyi de eziyor ve az sonra karşıdan gelen arabanın yolunu kesiyor ve kıl payı kazadan kurtarıyor. Kaptanımız koşa koşa harekette olan otobüse atlıyor ve hareket halinde olan full otobüsde durmadan şoför değişikliği yapılıyor. Kaybedilen zamanı böyle mi telafi etmeye çalışıyorlar acaba?
Şehirin içinden geçerken nehirdeki İrrawaddy yunusları çok kısa da olsa görebiliyoruz. oleey
![]() |
| İrrawaddy dolphin |
Kazasız belasız Kompong Cham a geç bir saatte varıyoruz. Lemis yine sonuna kadar dayandı, son yarım saatte artık çıldırmaya başlasa da, insanlardan gelen tepki çok destekleyici ve hayret dolu oldu. İyi dayandı bu yolculuğa diyordu herkes. Yine tüm otobüsü eğlendirdik.
Kompang Cham güzel bir nehir kenarı kasabası, ama pek de görülecek şeyi yok. otellerin güzelleri dolu, zaten tek bir adam akıllı otel var, o da Hotel Mekong. fiyatları 8 dolar ve üstü. Boş odası olan guesthouse lar da berbat. Kerhane kılıklı bir yerde kalıyoruz bu seferde. fiyat 6 dolar. sabah ekenden çıkacağız ve Siem Reap e gideceğiz.
Güzel bir restoran buluyoruz. işletmecisi yabancı, yemekleri gayet güzel ve gerçek bir restorana benziyor! Açlıktan ölmek üzereymişiz, birayla fıstık gelince fıstıklara saldırıyoruz.
Kamboçya Laos a on basar, yolculuk zor geçmiş olsada.
| fıstıklara saldırırken |
17.1.2012 Kampong Cham - Siem Reap
Çok erkenden kalkıp biletlerimizi alıyoruz. Saat 7:30 otobüsüne biletimiz cepte, müsli midede ve Lemisin ağzında da omletle koşa koşa gara gidiyoruz. Biletimizi 5 dolara aldık. garda 25 cent daha ucuz, bu yüzden pek de kasmaya gerek yok, oteller satıyor biletleri.
Sadece 20 dakikalık gecikmeyle yola çıkıyoruz.
Yine kasabalardan geçiyoruz, evler, ormanlar, tarlalar... Evler genellikle kazık üzerine kurulmuş, sellere karşı önlem alınmış.
Bu arada Lemis bol bol fotoğraf çekiyor. self portreleri de var, gayet deneysel takılıyor kendisi. Sanatçı ruhu var işte...
Mola veriyoruz, bizim kahvaltımız doyurucuydu, bu yüzden sadece ananas alıyoruz yolda. Balda kızartılmış Tarantula ve çekirgelere pek iştahımız yok.
| Siyah olanlar kızartılmış tarantula örümcekleri |
| kıllı tarantula kızartması, ballı ballı! |
Kocaman Pomelolar da satılıyor, devasa boyuttalar hepsi.
Yolumuz sancısız geçiyor. Saat 14:30 da otogara vardık. Heryerimizi tuktuk lar sarıyor anında. you need Tuktuk? 2 dolara götürenn var, bir dolardan götüren var, sonra bir de bedavadan götürenler çıkıyor. Fena kızışmış tuktuk pazarı. Bizim Lonely Planet ten seçtiğmiz bir iki guesthouse var, oraya götürtüyoruz şoförümüze. Tuktuklar bedavadan götürmeye razılar, ertesi gün Angkor Wat ı gezmek için mecbur ya Tuktuk, yada bisiklet kiralayacaksın. small tur 12 Dolar, big tur 15 Dolar. Bizi götüren tuktukcuya önceden OK desek de sonradan Hostelde çalışan resepsyonistin abisinin de vasıtası olduğunu öğreniyoruz ve bizi getiren adamı telefonla arayarak iptal ediyoruz.
Red Lodge diye bir guesthouse a yerleşiyoruz. Lonely Planet önerisi. Bu rehbere giren herkes bir salıyor bir bozuyorki, felaket. ilk bakışta güzel görünsede sürekli LP rehberli insanlar gelip oda soruyorlar. Odalar hep dolu olunca da (temiz kirli fark etmez) geliştirmeyi kesiveriyorlar.
iki gece kalmak istiyoruz ve birinci günün parasını ödüyoruz. 8 dolar deniliyor bize. Biraz sonra başkasına da aynı tarz odayı 7 dolara satıyor. Müşteriye karşı çok hoş bir durum değil.
Neyse. Biz Siem Reap i geziyoruz. Şehrin kendisinde pek bir olay yok. bol bol turist, barlar ve restoranlar uygun ve iyi. Sevdik bu şehiri.
Bara gidiyoruz, biramızı içiyoruz. bizim bira 50 cent, Lemisin sodası bir dolar.
Pazarı var, bol hatıralık ıvır zıvır ve balık, et, meyve de bulunuyor.
| Angry Birds |
| Lemis fotoğraf çekiyor |
Restoranlar güzel, ama biz sokakta kurulan yemekçileri tercih ediyoruz. Amok diye bir yemek var, pilav üstü kuşbaşı, yanında sos. Bir daha yemesem olur. Ben de Lok Lak istiyorum. Balıklı pilav. Bir de hindistancevizi. içinde bir litre su var, yemek gelene kadar zaten doyuruyor. Lemis tavuk ve patates kızartmasını tercih ediyor yine.
Gönül gece hayatına akmak istiyor, ama sabah saat beş de şoförümüz alacak bizi ve Angkor Wat ın güneş doğuşunu izliyeceğiz. Güneşin doğuşu! sabahın köründe!
Geçe kalmadan otelimize dönüp uyuyoruz.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder