18.1.2012 Siem Reap ve Angkor Wat
Gece saat 1 de yatmama rağmen uykumu almışım 3 saatte. Saat 5 de tuktukumuza binip gidiyoruz. Önceden anlaşdığımız gibi sabah 5 den gün batımına kadar gezdirecek bizi. Güler yüzlü birisine benziyor aslında. Angkor un girişine geliyoruz ve yirmişer dolar bayılıyoruz. Biletlerimize de fotoğraf ekleniyor, kaçak olmasın diye. Biletsiz yakalanırsan 100 dolar ceza ödeniyormuş, ama zaten her girişte bir memur duruyor, öyle bir şeyi aklından bile geçiremiyorsun. Angkor a zifiri karanlıkta varıyoruz ve krallar yolundan yürüyerek meşhur tapınakları yavaş yavaş görmeye başlıyoruz.
Lemis de tuktukta yavaş yavaş gözünü açıyor, canım benim, o da heyecanlı, en az bizim kadar.
Çok insan var, herkes Kameralarını çıkarmış ve düzinelerce resim çekiyor. Kaç fotoğraf çekiliyor burada bir günde acaba? Bize kitapçık ve kahve satmaya çalışan bir sürü insan var. Aralarından sıyrılıp biz de foto çekiyoruz. Bir Türk ile tanışıyoruz ve aile fotoğrafı çektiriyoruz ona da. Güneş doğmak bilmiyor, biz de tapınaklara çıkıp resimlerini incelemeye başlıyoruz.
1300m X 1500m duvar, bitiremezsin saatlerce yürüsen.
1300m X 1500m duvar, bitiremezsin saatlerce yürüsen.
Angkor Wat dünyanın en büyük dini yapısı olarak geçiyor ve evreni simgeliyormuş. En yüksek orta kulesiyle merkezi, Meru dağını simgeliyor, kuleleriyle kıtaları ve sularıyla denizleri simgeliyor. 7 başlı Naga, tanrılara giden köprü olarak görülüyor. İç koridorlarda 800 metre relief resimler bulunuyor. Hepsini göremeden çıkıyoruz. Kral Suryavarman II bu tapınakları 1100 lü yıllarda yaptırmış, ellerine sağlık, kesene bereket.
Güneş doğuyor ve insanlar sürüyle bize doğru gelmeye başlayınca biz de yavaş yavaş tuktukumuza geri dönüyoruz.
Buradan sonra Angkor Thom ve 10 km2 duvar sınırları içindeki Bayon ve Phimeanakas geziyoruz.
Büyük bir Buddhanın yanında bazı rahıp zannettiklerimiz kadınlar Lemise bileklik bağlıyorlar.
Bu şehirde 1200 yıllarında bir milyon insan yaşıyormuş! Londra da o zamanlarda 50.000 kişilik köy müş.
ne medeniyetler gelmiş geçmiş, bak hele...
Jayavarman VII bu şehri inşa ettirmiş. Sanada ellerine sağlık, kesene bereket. Tapınaklar dışında bina yok çünkü o dönemlerde taşı delmek sadece tanrısal yapılara müsaade ediliyormuş, evler hep tahta dan yapılmış olduğu için kalıntı da kalmamış. Bayon un 54 Gothik kulelesine soğuk sırıtan Avalokiteshvara suratları şekli veilmiş. Her kenardan köşeden izliyor, Big Brother is watching you! Tanrınınn bakışından kaçış yok, adam ol!
Bu tapınakta da 1200m rölyef bulunuyormuş,1100 çeşitli kaakterden de oluşuyormuş bu destan. Bakmadan çıktık valla, rehbersiz de zaten bir mok anlamıyacaktık. Lemis çok sevdi burayı, her yerde ona gülen suratlar, bir de dini dans kıyafetleri olan bir grup da gelince bol bol zıpladı eğlendi.
Büyük bir Buddhanın yanında bazı rahıp zannettiklerimiz kadınlar Lemise bileklik bağlıyorlar.
Bu şehirde 1200 yıllarında bir milyon insan yaşıyormuş! Londra da o zamanlarda 50.000 kişilik köy müş.
ne medeniyetler gelmiş geçmiş, bak hele...
Jayavarman VII bu şehri inşa ettirmiş. Sanada ellerine sağlık, kesene bereket. Tapınaklar dışında bina yok çünkü o dönemlerde taşı delmek sadece tanrısal yapılara müsaade ediliyormuş, evler hep tahta dan yapılmış olduğu için kalıntı da kalmamış. Bayon un 54 Gothik kulelesine soğuk sırıtan Avalokiteshvara suratları şekli veilmiş. Her kenardan köşeden izliyor, Big Brother is watching you! Tanrınınn bakışından kaçış yok, adam ol!
Bu tapınakta da 1200m rölyef bulunuyormuş,1100 çeşitli kaakterden de oluşuyormuş bu destan. Bakmadan çıktık valla, rehbersiz de zaten bir mok anlamıyacaktık. Lemis çok sevdi burayı, her yerde ona gülen suratlar, bir de dini dans kıyafetleri olan bir grup da gelince bol bol zıpladı eğlendi.
Baphuon tapınağına çıkmadan bir metrelik yılan gördük ve onu incelemeye aldık. Renkleri çok güzeldi ama bizi sevmedi galiba. Biraz donuk bakıyordu. Kuyruğundan yakalamak isteyince paparayı yedim. (yılandan değil, Ayşegülden).
12 yaşından ufaklar çıkamazmış tepeye, Lemis çok ama çok üzüldü! Bir ağlama, tutturma, yatıştıramadım. Ayşegül bu arada tepeye çıkıyor biz de bekliyoruz. Lemis bizi büyünce tekrar buraya getirecekmiş, o zaman da birlikte çıkacakmışız. Ben isterim, unutmazsa da hatırlatırız inşallah.
Bu devasa yapı yine Meru dağını simgeliyormuş ve şehrin merkezi olarak yapılmış.
Kuzey duvarına iyice bakınca yatan 60m lik Budhayı görebiliyoruz. 350 metrelik Terrace of the Elephants yolundan dönüyoruz. Yemekcilere ulaşmadan Lemis uykuya dalıyor. Ağlamasından da belliydi zaten.
| burda bana kötü kötü bakıyor |
12 yaşından ufaklar çıkamazmış tepeye, Lemis çok ama çok üzüldü! Bir ağlama, tutturma, yatıştıramadım. Ayşegül bu arada tepeye çıkıyor biz de bekliyoruz. Lemis bizi büyünce tekrar buraya getirecekmiş, o zaman da birlikte çıkacakmışız. Ben isterim, unutmazsa da hatırlatırız inşallah.
Bu devasa yapı yine Meru dağını simgeliyormuş ve şehrin merkezi olarak yapılmış.
Kuzey duvarına iyice bakınca yatan 60m lik Budhayı görebiliyoruz. 350 metrelik Terrace of the Elephants yolundan dönüyoruz. Yemekcilere ulaşmadan Lemis uykuya dalıyor. Ağlamasından da belliydi zaten.
bu kısıma eklemeler gelecek...
İşte bundan sonra şoförümüz şaşırdı ve sapıttı. Ta Prohm u görmek istiyorum, en çok görmek istediğim tapınak oydu. Eastern Mebon dan sonraki tapınağı gezmeyelim diye karar veriyoruz, artık yorulduk, 10 saattir tapınak mapınak yürüyüp duruyoruz. Ben sizi Angkor Wata götürürüm, orada güneş batımını izlersiniz, sonra da döneriz diyor. Biz de Ta Prohm u görmek istiyoruz, gün batımını görmesek de olur, daha erken eve dönmek istiyoruz. Sığır anlamıyor. İşine gelmesi lazım, mazot parası, diye geveliyor, 20 dolar diyor biz de sinirleniyoruz. Resepsiyoncu abisini arıyor, biz onunla konuşuyoruz, sonunda yalan söylüyorsun diyoruz adama. salak herif, neden 2 km lik yolu bu kadar dert ediyor, gayet keyifli bir zaman geçirdik aslında hep beraber. Sonunda tamam diyor, ve yola çıkıyoruz tekrar. Ta Prohm ormanın içinde, 1000 yıllık ağaçlar tapınakları sarmış, devasa kökleriyle koca tapınakları yutmuş diye mutlaka orayı görmek istiyorum. Allahallah, git git bitmiyor, bir bakıyoruz, şehire geri dönmüşüz! gecenin zifiri karanlığında yolu gittiğimiz için yolu da tanıyamadık. Herif bizi eve götürüyor! daha saat 15 ve biz gün batımına kadar anlaşmıştık! Zındık alamazsın bizden, hıyar! Biz kavga dövüş parayı vermemekte kararlıyız, ancak 5 dolar yakıt parası veririz, sonra da hadi yoluna! Ve şu guesthouse da da kalmayız! saat 16 ya geliyor, biz tüm eşyalarımızı paketliyoruz, odamızı boşaltıyoruz, bir gün daha da kalmayız bu hostelde. odamızın o günlük parasını da vermedik, bulsunlar başka müşteri. bir çıkıyoruz, tuktukcumuz kayıp. Resepsiyonda da kimse yok, bir yeni müşteri gelmiş resepsiyonu arıyor. Biz yeni gelen müşteriye kalmamasını öneriyoruz, ve tüyüyoruz.
Gidelim bu şehirden, sıkıldık, ama heyecanlı bir şey yapmış gibi hissediyoruz. Otobüs var, hemen kalkıyor diyorlar, ama biz de kararımızı değiştiriyoruz ve kalıyoruz. Kaçak gibi kaçmak bize yakışmaz. çok temiz güzel bir Guesthouse buluyorum, hemen yerleşiyoruz.
19.1.2012 Siem Reap - Phnom Phen
hazırız, Siem Reap i güzel hatırlayacağız, Ta Prohm u da artık birdahaki sefere...
Erkenden yola çıkıyoruz. Yolculuk rahat geçiyor, ben de kitabımı baya bir bitiriyorum. Otobüs güzel yerlerde duruyor, ama bizim karnımız tok, yemek yiyecek yerimiz yok.
Phnom Phen e gelince de hemen tuktukcular üşüşüyor yine etramıza. biz yürürüz, bu arada da Guesthouse bakarız. bazılarında günlük 6 dolar, 3 saatliği de 3 dolar. Anladık, bize uygun değil, arayan bulur, nitekim güzel bir yer buluyoruz ve yerleşiyoruz.
Başkente geldik, biraz çıkar gezer insan değilmi? Evet!
Restoran arıyoruz, buluyoruz. ben de Pizza istiyordum uzun zamandır. Happy Pizza almak istiyorum, garson bana ve Lemise bakıyor ve Happy Pizza nın Happyli olsunmu yoksa Happy koymasınmı diye soruyor. Happy = Marihuanna. Hiç sıkıntısız satılıyor bu burda, Pizzana koyduruyorsun ve ekstra para da vermene gerek yok. 100 gramı 5 dolar mı ne. Happy Pizza ya Marie Jane koydurtmuyoruz, Lemise zararlı olabilir, hem bu deneyimlerini bilinçli olarak büyünce kendisi yapsın, şimdi olmaz...
Biralar 50 cent, happy hour, ve biralar çok lezzetli! buz gibi, hemde nasıl güzel gidiyor, bir kaç tane yuvarladıktan sonra pizzamız geliyor ve akşamımız da yavaş yavaş sona eriyor.
20.1.2012 Phnom Phen
Meyve arıyoruz kalkar kalkmaz. Müsli var, meyve yok! Süpermarket sorduk 2 ayrı kişiye, herkes farklı şey anlatıyor. 20 dakika arandıktan sonra ne süpermarket buluyoruz, ne de meyve. Köşedeki restorana girip bir İngiliz kahvaltısı, baguet ve reçel ısmarlıyoruz. Pek aradığımız şey olmasada doyuyoruz ve mutluyuz.
Önce Rus pazarına gidelim diyoruz. Googlemaps yolu yanlış tarif ediyor ve biz de oraya gitmekten cayıyoruz. Sorya alışveriş merkezine gidelim, biraz değişiklik olur. Girişde pastane görüyoruz, Swensons dondurmacısıymış. Oturup dondurmalarımızı yiyoruz ve biraz kendimize geliyoruz.
Alışveriş merkezinin içinde kocaman bir süpermarket! Teker teker her şeyini geziyoruz. İşin iyi tarafı, her yabancı ve ilginç meyvenin ve sebzenin üstünde İngilizcesi de yazıyor.
Alışveriş merkezinin içinde kocaman bir süpermarket! Teker teker her şeyini geziyoruz. İşin iyi tarafı, her yabancı ve ilginç meyvenin ve sebzenin üstünde İngilizcesi de yazıyor.
Bu market pahalı bir market olmalı. Sokakta daha ucuza pişmişini yiyebiliyorsun. Etler ağzımı sulandırıyor, sebzeler ve özellikle mantarlar çok güzel görünüyor. Koca marketten 3 salatalık, 250 gram sarı cherry domates, sinek kovucu ve bebe şampuanı. AVM nin kalanı bomboş ıvırzıvırcı dükkanlarla dolu. WC de salatalıkları ve domatesleri yıkıyoruz ve Lemise yediriyoruz.
Çıkışta hemen ilerde Psar Thmai pazaryeri bulunuyor. Çok güzel sebzeler, meyveler, balıklar, deniz ürünleri, salyangoz ve istakozlar, karides ve pavuryalar.
Çıkışta hemen ilerde Psar Thmai pazaryeri bulunuyor. Çok güzel sebzeler, meyveler, balıklar, deniz ürünleri, salyangoz ve istakozlar, karides ve pavuryalar.
Biz pazardan elimiz dolu çıkıyoruz. Bir kilo mangustan, üç mango ve bir Dragon fruit.
Wat Phnom a devam. Serbest yaşayan maymun varmış orda. Wat Phom un pek bir özelliği yok.
Onlarca tapınklar gördükten sonra Phnom Phen e görevimizi tamamladık gibi hissediyoruz ve maymun arayışına çıkıyoruz. Burada her yerde küçük midyeler saçılmış yerlerde. Küçük parmak tırnağım büyüklüğünde bu midyeler her yerde. Sebebini hemen öğreniyoruz: bizim kabak çerdiklerimiz neyse, bunlarda da midye. Çiğ çiğ küçük midyeleri açıp içini ŞLOrP diye çekiyor ve midye kabuğunu dişiyle sıyırıp yere atıyor.
Onlarca tapınklar gördükten sonra Phnom Phen e görevimizi tamamladık gibi hissediyoruz ve maymun arayışına çıkıyoruz. Burada her yerde küçük midyeler saçılmış yerlerde. Küçük parmak tırnağım büyüklüğünde bu midyeler her yerde. Sebebini hemen öğreniyoruz: bizim kabak çerdiklerimiz neyse, bunlarda da midye. Çiğ çiğ küçük midyeleri açıp içini ŞLOrP diye çekiyor ve midye kabuğunu dişiyle sıyırıp yere atıyor.
Maymun bulamıyoruz ne yazıkki, ama bu gezimizdeki en büyük oyun parkını buluyoruz. Lemise zorla mango yedirmeye çalışıyoruz, kesinlikle istemiyor. Tüm gündür karnım ağrıyor diye sızlanıyordu, Börg diye tüm yediklerini ve içtiklerini kusmazmı? Küçücük mide meğer bulanıyormuş, içindekiler tamamıyla oyun parkın içinde bir köşeye. Şansımıza su buluyoruz ve ellerimizi ve ayaklarımızı yıkıyoruz. Lemisin keyfi yine yerinde, rahatlamış belli ki. Oyuna devam.
Oyun parkı güneşin alçalmasıyla dolup taşmaya başlıyor. Çok yeni ve modern bir oyun parkı, 2 saat oyun oynuyor, bir sürü arkadaş ediniyor. Birkaç çocuk geliyor, dilenci çocuklar. Yanlarında kız çocukları da anadan doğma oyun parkında. Tüm ailelerden bir şeyler dileniyorlar. Başka bir aile de oğlan çocuğunu çırıl çıplak oynatıyor. Pipisi yerlerde, yeni yürümeyi öğrenmiş belikli, heryere düşüp kalkıyor. Bana garip geliyor.
Oyun parkı güneşin alçalmasıyla dolup taşmaya başlıyor. Çok yeni ve modern bir oyun parkı, 2 saat oyun oynuyor, bir sürü arkadaş ediniyor. Birkaç çocuk geliyor, dilenci çocuklar. Yanlarında kız çocukları da anadan doğma oyun parkında. Tüm ailelerden bir şeyler dileniyorlar. Başka bir aile de oğlan çocuğunu çırıl çıplak oynatıyor. Pipisi yerlerde, yeni yürümeyi öğrenmiş belikli, heryere düşüp kalkıyor. Bana garip geliyor.
Oyun parkından sonra Riverside a doğru yürüdük ve Meksikan restoranında Lemisin midesini doldurduk. Biz de birer Taco yedik ve akşam biralarını lüpledik.
Night market açılıyor hafta sonları, biz de oraya gidiyoruz. Alışverişimiz yapıyoruz, Lemise ve bana T-shirt, Ayşegül de bazı şeyleri beğenip alıyor. Yemek bölümüne geliyoruz ve birkaç deneysel mamalar alıyoruz.
Benim deneysellerimi Ayşegül hiç hoş karşılamasada kenar köşede göremeyeceği yerde yememi istiyor.
Benim deneysellerimi Ayşegül hiç hoş karşılamasada kenar köşede göremeyeceği yerde yememi istiyor.
Küçük bıldırcın ızgaramı kemirmeye başlıyorum, bence çok lezzetli, Lemise de küçük ayaklarından tutup bacağını da kemirtiyorum. Ayşegülün tiksintili suratı ve “çek şunu gözümün önünden” ler beni yalnızlığa mahkum etsede memnunum hayatımdan. Ayşegülün bu laflarını Lemis de benimsiyor ve “b aba çek şunu gözümün önünden” demeye başlıyor. Bıldırcının içinden 3 tane yumurta çıkıyor. En küçüğünü ve gelişmemişini Lemise yediriyorum( Ayşegülün tiksintili resmine bakınız)
Sonuncu yumurta nın kabuğu bile vardı. Bıldırcın kardeşimiz yaşasaydı o yumurtalar sezeryanla değil normal doğum olacaktı…
Karnım tok, şeker kamışı suyunu dikiyorum kafama ve çıkışa doğru gidiyoruz. Mekong Riverside Bar da bira içelim eve dönmeden diyoruz. Üst katta kokteyller 1.75, alt tarafda, yol kenarında 2.50 dolar. Üst terasda çok güzel bir köşeye oturuyoruz.Manzaramız full Mekong. Çok hoş. Bir Singapur sling, Bir Mai Thai ve bir mavi havalı kokteyl daha içiyoruz.
Lemis sapıtmaya başlamadan eve dönüyoruz. Yolda kaçak kitapcı teyzeden 8 dolara 3 kitap alıyorum, 9 dolar en son fiyat demesine rağmen 1000 riel(25 cent) daha veriyorum, bu parayı, şans getirsin diye her yere sürüyorum, kadın çok gülüyor, ve bize de bol şans diliyor.
| Kamboçya taksileri bizim polis arabalarına benzemiyormu? |
Lemis sapıtmaya başlamadan eve dönüyoruz. Yolda kaçak kitapcı teyzeden 8 dolara 3 kitap alıyorum, 9 dolar en son fiyat demesine rağmen 1000 riel(25 cent) daha veriyorum, bu parayı, şans getirsin diye her yere sürüyorum, kadın çok gülüyor, ve bize de bol şans diliyor.
Biletimizi alacaktık, ama Hostelimizdeki resepsiyon odada ot içmekle meşgul, yer kalmadı dedirtiyor arkadaşına. Biz başka bir yere gidelim ve bu biletimizi alalım bari. Nereye gitsek “dolu” deniyor. Yapacak bir şey yok, bir şekil ayarlanır. Sabah ilgileniriz artık.
| bayılttık sonunda... |
21.1.2012 Phnom Phen – Kampot
Gece bir garip geçiyor. Gürültü patırtılı, bir motor kaza yapıyor galiba. Aradan bir saat geçiyor, birisi bağrıyor, motor sesi ve iki kurşun atılıyor. Sokağımıza pek uzak olmayan bir yerde bir adam öldürmüşler. Gelen bir yabancı çalışanlardan birine anlatırken olayı duyuyorum, orada adam yatıyormuş, kanlar içinde ve ölmüş. Neyse, ben pek ilgilenmiyorum, Taksim den zaten alışığım böyle olaylara.
Başkennte bu olaylar daha sık oluyormuş, ülkenin en tehlikeli şehiri olarak biliniyormuş. Phnom Phen kötü günler geçirmiş yakın tarihte:
1975 yılında Khmer Rouge militanları ülkeye ele geçirip tüm şehirleri boşaltmışlar. bir günden öbür güne tüm bir milyonluk şehir yollara düşmüş, taşıyabildikleri eşyaları alıp kaçmak zorunda kalmışlar. ilerki 3 yıl içinde 3-4 milyon insanı öldürmüşler, halkın 25% bu kısa zamanın içinde yok edilmiş. Yakın tarihte ne zulümler yaşanmış, hiç haberimiz yok.
Başkennte bu olaylar daha sık oluyormuş, ülkenin en tehlikeli şehiri olarak biliniyormuş. Phnom Phen kötü günler geçirmiş yakın tarihte:
1975 yılında Khmer Rouge militanları ülkeye ele geçirip tüm şehirleri boşaltmışlar. bir günden öbür güne tüm bir milyonluk şehir yollara düşmüş, taşıyabildikleri eşyaları alıp kaçmak zorunda kalmışlar. ilerki 3 yıl içinde 3-4 milyon insanı öldürmüşler, halkın 25% bu kısa zamanın içinde yok edilmiş. Yakın tarihte ne zulümler yaşanmış, hiç haberimiz yok.
Sabah kahvaltımız Mango ve müsli. Mangonun tadına doyum olmaz!
Odamızın parasını ödeyip Tuktuka biniyoruz. Bize3 dolar fiyat çekiyor ve sonunda bir dolara otogara bırakıyor.
Dünden bilet bulamamamız biraz sıkıntı yaratsa da erkenden otogara gidip iki bilet buluyoruz. Ayakta yolcu olarak daha fazla para veriyoruz, ama otobüse bindiğimizde en arka koltuğa oturtuyorlar, Lemise de yer var, bundan sonra hep en arka koltuktan alabiliriz valla.
İlk durağımız saat 11:30 da. Otobüs duraklarında çocuklar soyulmuş ananas ve mango satıyorlar. Kek satılıyor her yerde, pofidik ve lezzetli görünüyor. Alalım bir tane. Tadı önce güzel, sonra garipleşiyor. Durian mı var acaba bunun içinde? Garip bir tat kalıyor ağızda.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder